13 Ağustos 2020 Perşembe

Kartal Belediyesi

BU DÜNYA HEPİMİZE YETER

CELİL BOZ

CELİL BOZ

E-Posta : celilboz@yahoo.com

 Sevmek, çıkarsız sevebilmek nedir, tatmamış iseniz çok şeyleriniz eksiktir biliyor musunuz?

Bir kuş, bir çiçek, çağıl çağıl akan berrak bir dere, hoş duygular uyandırmaz mı ruhunuzun derinliklerinde?

Çimenlerin üstüne kona kalka uçan bir kelebek, şiirsel dansını sergilerken, içinizdeki huzurun farkına varabildiğiniz anlar olmuştur elbette.

Fidanından asırlık ağaçlarına kadar, rüzgarların fısıltılarıyla tinsel şarkı söylemleriymiş gibi bizi saran ormanlarımızın doyumsuz güzelliklerini özlediğiniz olmuştur elbette.

Dumanlı tepelerinden, karından, buzundan, iliklerinize kadar işleyen soğuklarından şikayet etmiş olsanız bile koşup gitmez misiniz kayak merkezlerine, dağların zirvelerine?

Bunların varlığı, gözümüze hoş görünüşü kendi olumsallığı içerisinde anlamlıdır güzeldir.

Yok, edici bir el bu güzelim doğaya girip, canlısını cansızını kırıp dökerse yukarıda anlattığım duygulardan hangisi kalır belleğinizde?

Doğanın yıkıcı değiştiricisi sadece insanoğludur. Doğal felaketler diye adlandırdığımız, seller, kasırgalar, fırtınalar v.b kendi kuralları içerisinde doğallığını koruma özelliğine sahiptir.

İnsanoğlu hangi şekilde olursa olsun, doğayı değiştirmeye kalkıyorsa felaketler zinciri başlamış demektir.

En büyük felaketi de insanlar insanlara yapmaktadırlar.

Tarihte yerleşik düzenin olmadığı dönemde insanın ömrü kısa, yaşamı tehlikelerle dolu, mutsuz ve de sürekli korku içerisindeydi. O zamanların insan profilini ne güzel açıklar şu söz: "İnsan insanın kurdudur,"  (Thomas Hobbes). Çünkü o zamanlar her şey en güçlülerin elinde idi. Astığı astık, kestiği kestik.

İnsanlar mutlu, güvence içerisinde daha sağlıklı bir yaşam için şehir devletlerini kurdular.

Farklı yetenekler, farklı üretim ve farklı emtialar sayesinde yaşamı daha mutlu şekilde yaşanır hale getirmişlerdir. Herkes başkasının ürettiğini alırken kendi ürettiğini satma olanağı sağlamıştır. Karşılıklı yardımlaşma ve güç birliği ile daha mutlu yaşama dönemlerine kavuşmuştur.

Ancak aynı şeye sahip olma arzusu ile ortaya çıkan rekabetler yüzünden yeteneklerin çarpışması yerine güçlerin çatışması ön plana çıkarılmıştır.

Bu çatışmalar sonucu bugünkü dünyamızda paylaşımdaki dengesizlikler, uygulanan yanlış politikalar yüzünden kocaman israflar ve kocaman sefaletler yaşanmaktadır.

Dünyanın bir yerlerinde yüz elli-ikiyüz elli kiloluk şekli bozulmuş insanlar varken, başka yerlerinde gözünü oyan sineği bile kovamayan kemikleri çıkmış insanları görmek mümkün.

Bu olumsuz duruma nasıl geliniyor? Elbetteki ülkelerin yönetiminde bulunan muktedirlerin beceriksiz politikaları yüzünden. Hırs, ihtiras toplum bireylerinin kök hücrelerine ailelerden başlayarak, eğitim kurumları aracılığı ile sürekli pompalanıyor.

Bütün toplumlardaki insanlar dil, din, ırk ayrımı yaparak karşıdakini ötekileştirerek kendi mensubiyetini üstün görme eğilimine giriyorlar sınırlarını bilmeyerek.

Güçlü devletlerin kapitalist küresel soygun planları, geri kalmış coğrafyaların doğal zenginliklerini soyup götürürken, insanlarını da köle olarak kullanma insafsızlığını hiç utanmadan becerebiliyorlar.

Bu eylemlerini de gittikleri yerlere, "demokrasi getirme (?)" kılıfını kullanarak gitmektedirler.

ABD Irak'da, Suriye'de ne arıyor? Rusya'nın Suriye'de ne işi var? Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bu acımasızlık bugün çok vahim boyutlara ulaşmıştır. Bu emperyal devletler işgal ettikleri toprakları kendi askerlerini riske atmadan, o bölge insanları arasında kurdukları illegal örgütler aracılığı ile yapmaktadırlar. Birini diğerine karşı gibi göstererek, istediğini isteği amaç için diğerine karşı kullanmaktadırlar. Aslında hepsi kendi piyonları. O zavallılar birbirlerini kırıp geçirirken, ellerini oğuşturan işgalciler çaktırmadan bir taraftan malı götürme mutluluğunu yaşamaktadırlar.

Irak insanı, Suriye insanı işgal öncesindeki yaşantısının yüz kat gerisine itilmiştir bu oyunlar sayesinde.

Ne yazık ki, bu oyun yurdumuz üzerinde de oynanmaya çalışılmaktadır.

Etnik köken ayrımı, mezhep ayrımı onların en büyük argümanları. Zavallı aklı evveller de buna uyarak kendi değerlerini başkasının değerleri üstüne çıkararak ötekileştirme çalışmalarına başlıyorlar. Çok korkunç bir durum gerçekten. Geçmişte yaşadık, Çorum, Kahramanmaraş, Madımak olaylarını. İnsanlığın gelişimine hangi katkıyı sağladı? Ölenlerin ölmesi öldürenlere ne kazandırdı?

Şimdi gene başladı yurdumuzun çeşitli bölgelerinde evlere çarpı koymalar. Türk-Kürt ayrımı yapmalar. Bunları yaparken amaçları nedir anlamıyorum? Karşıdakinin rengini beğenmiyorsan sorumlusu sen misin? Hayır! Dilini beğenmiyorsan düzeltmek için görevlendirildin mi? Hayır! Dinini, mezhebini beğenmiyorsan, öbür dünyaya gidince onun yerine sen mi sorumlu tutulacaksın? Hayır! O zaman bu işgüzarlık neden?

Komşunun açlığını görmüyorsun. Bir lokma yiyecek yardım etmiyorsun. Fırsat bulunca malını çalıyorsun, bunu mübah sayıyorsun, mezhebine gelince çok ince düşüncenle "yanlış yoldan"(?) dönmesi için öldürmeye çalışıyorsun. Bırakın bu işleri tinsel görevliler yapsın.

Bu ülke hepimizin. Bu dünya bütün insanlığın. Bu toprakların altının üstünün zenginliği çok büyük boyutlarda. Yeter ki üretmesini bilelim. Topraklarımız atıl durumda. Bir tohumu bir parça toprağa, bir saksıya diken insanlara hasret kaldık. Bahçesinde bir demet soğan yetiştiren insanları alnından öpesim geliyor. Üretim olmayınca neyi tüketeceksin? O zaman işin içine ya sömürü giriyor, ya da çalıp çırpma.

Güzel yurdumun güzel insanları. Bir bedende her organın görevi ayrıdır. Dilin görevini diş yapmaz, gözün görevini kulak yapmaz... Bırakın her kurum, her yapı, her birey kendi görevini yapsın.

Aydınların, öğretmenlerin görevi halkı aydınlatmak olmalı. Siyasetçinin görevi halkına iyi bir yaşam iyi bir gelecek sağlamalı... Kandırılarak ateşe atılan yurdumun insanı, dünya vatandaşım. Senin biricik görevin aklını başına toplamak ve de kendi işine bakmak. Gördüğün haksızlıklara karşı, sömürüye karşı el ele verip yasal sınırlar çerçevesinde mücadele etmektir. Vurup kırarak, yakıp yıkarak, asıp keserek kazanacağın hiçbir şey yoktur. Ölürsen mezara, öldürürsen hapis'e gideceksin. Her durumda çoluk çocuğun perişan. Yazık değil mi sana, yazık değil mi çocuğuna? Barış içerisinde güle oynaya yaşamak varken, gözyaşı dökmek niye?

Hepimizin görevi üretmek ve ürettiklerimizle övünmektir, asla vurup kırmak, sömürmek değildir.

 


02 Aralık 2019 Pazartesi 09:34
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

GÜNDEM

ONLAR ERDİ MURADINA

Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel ve eşi Sibel Doğan 2 bini aşkın sevenlerinin katılımı ve

Mutluluk Anahtarınız Olsun

Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel ve Sibel Doğan 2019 yılında hayat yolculuğuna ilk adımlarını atarak

SAĞLIK BAKANINDAN ÇEVRE UYARISI!

5 Haziran Dünya Çevre günü ile ilgili Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter üzerinden yaptığı açıklama ile

AMAÇ KARTAL'A HİZMETSE

Bir kaç gündür sosyal medyada dönen Kartal Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar

KARTAL ALT YAPI SORUNUNU ÇÖZÜYOR, AMA!

Yıllardır kangrene dönen ve her yağmur sonrasında işyerleri sular altında kalan, caddeleri, sokakları denize

KARA KUVVETLERİ KOMUTANI ORGENERAL ÜMİT DÜNDAR'IN ACI GÜNÜ...

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar'ın annesi Semiha Dündar (87) ikamet ettiği Manisa'nın Şehzadeler

ÇOK OKUNANLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL
bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
istanbul escort model , istanbulescortlari.com , istanbulescortlady.com , sislinet.com , kadikoyescortbayan.com , beylikduzuescortbayanlar.com ,