23 Eylül 2019 Pazartesi

TOPLUMSAL SORUMLULUKLARIMIZ VE PARK KÜLTÜRÜMÜZ

CELİL BOZ

CELİL BOZ

E-Posta : celilboz@yahoo.com

 Büyük şehirlerde bir araç sahibi olmak avantaj mı, dezavantaj mı?

Çarpık kentleşme, yetersiz alt yapı, gittikçe azalan park alanları, artan araç sayısı.

Yolların kaldıramadığı yoğun bir trafik, yürüme hızında, bazen durma noktasında araç yığınları.

İnsanlar işine, doktoruna, sınavına geç kalma endişesi içerisinde.

Hem gergin, hem üzgün, hem de sinir küpü.

Bu olumsuzlukların yaşandığı ortamda önünüzde, yanınızda, arkanızda seyreden araçları kullanan kişilerin insan olması için yüz bin dua okumanız gerekiyor.

Araçların yapışık yürüdüğü bir anda acı acı korna çalarak, selektör yaparak sizden yol isteyen birisi önünüze geçip, aynı eylemini önündeki araca yapıyor.

Kazandığı mesafe, on dakikada bir iki araç boyu.

Sinirleriniz allak bullak: " Bir sunturlu küfür sallarsınız içinizden rahatlamak için."

Sakın öyle camı açıp, el kol hareketi yaparak laf atmayın.

Dünyaya son bakış anınız olabilir yaşadığınız o anlar.

Böyle yapanlar yok mu; o kadar çok ki, siz de öyle yaparsanız onların seviyesine düşersiniz?

Gittiğiniz yerde aracınızı park etme şansınız, iş merkezleri dışında sıfırdır.

İşinizin olduğu mahalde park bulamazsınız; dolan ha dolan.

Bin bir güçlükle bir yer bulur derin bir "OH!" çeker ayrılırsınız aracınızdan.

İşinizin bitiminde geldiğinizde aracınızın arkasına park etmiş başka araçların olduğunu görürsünüz.

Dörtlü flaşörleri yanıyor olsa kısa zamanda şoförün geleceğini anlarsınız.

Önünde arkasında şoförüne ulaşabileceğiniz telefon da yok, ne yapacaksınız?

Bekle babam bekle; ama nereye kadar?

Bir saat, iki saat; giderek boğazınıza düğümlenen bir şeyleri fark edersiniz.

Gördüğünüz her kişiye sormaya başlarsınız “Bu aracın sahibi kim?" diye.

Çevredeki iş yerlerine, apartmanlardaki dairelere sorarsınız.

Bazılarından azar işitirsiniz, bazıları size "deli" damgası vurur; beklersiniz çaresiz.

Tüm umutlarınız kırılmış, aracınızı bırakıp evinize dönmeyi bile düşünürsünüz.

Bu yaz sıcağında güneşin altında bekliyorsunuz da, suçunuz ne?

Bunu size yaşatmaya ne hakkı var bu insanların.

Bir rüya alemine dalıp, ters yöne girip insanları öldürenleri; otobüs durağına dalan sarhoşları;

Hatalı solama yapıp yolunda giden suçsuz insanları yok edenleri; kırmızı ışıkta durmayıp nice yavruları öksüz bırakanları, yol verme yüzünden linç girişiminde bulunan canavarları düşünürsünüz.

"Sizin yaşadığınız anların hayatınıza mal olmadığını düşünerek teselli bulursunuz.

Araç sahibini sormakta aldığınız olumsuz yanıtlar karşısında, öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi içerisinde birisine daha soruyorsunuz:

"Beyefendi şu aracın sahibi kim acaba, önümü kapattı çıkamıyorum?"

Yılgın, baygın gözlerle bakıyor: "Ula havu Mahmut abinindur."

İçinizde bir sevinç; yılbaşı büyük ikramiyesi çıkmış gibi hopluyorsunuz.

"Tanıyorsunuz demek, nerede bulabilirim?"

"Pagayum anahtari haburiya pirakmiş midur?"

Dükkânındaki bütün rafları karıştırdı bir anahtar buldu; kapıları camları açık olan aracı çalıştırmaya çalıştı.

Anahtar yuvaya girmedi. " Bu değil, anahtari pirakmamiş"

Yıkılıyorsunuz. Esaret devam ediyor.

"Telefonu yok mu bu Mahmut beyin, bir telefon etsek?"

"Kadıköy'e gitti."

Kafanıza kaynar su dökülür. İstanbul trafiğinde Üsküdar'dan Kadıköy'e gidiş geliş zamanını bir düşün.

Üç saattir güneşin altında insan arıyorsunuz, aradığınız insan Kadıköy’de. Kâbus budur.

Çaresiz beklerken: "İşte geldi arabanın sahibi," dedi dükkân sahibi.

Duygularınız karmakarışık, alt perdeden mi, üst perdeden mi başlasanız? Bunca zamanınız çalındı. Kırılmış yumurtanın hesabını yapmak yumurtayı geri getirmeyeceğine göre, yaşananlara ironik bir bakışla sakince:

" Merhaba beyefendi! Araba sizin miş. Eğer önümü kapatmasaydınız sizinle tanışma fırsatımız olamazdı. Üç buçuk saattir sizi bekliyorum, memnuniyetimin sınırını bilemezsiniz."

Bön bön baktı. " hakkını helal et," dedi.

Bu tür olayları yaşamayan bir tek insan yoktur büyük şehirlerde. İnsan sosyal bir varlıktır. Toplu halde yaşamak zorundayız. Evde, sokakta, toplu taşıma araçlarında, trafikte seyir halinde iken, park ederken karşı tarafın haklarının da var olduğunu düşünerek yaşamak insanlık görevimizdir.


11 Temmuz 2019 Perşembe 17:28
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

GÜNDEM

Kartal'da Sosyete Devri Başlıyor

Kartal Belediyesi bünyesinde Kartala "Sosyete Pazarı" geliyor.

Öğrenciler 2019- 2020 Maratonuna Başladı

Tuzla’da 56.265 öğrenci 2019-2020 eğitim öğretim dönemi maratonuna başladı.

YAYA YOLU MU ARAÇ PARK YERİ Mİ?

Hemen hemen her ilçede karşımıza çıkan manzaralardan biri haline gelen yaya kaldırımlarına park etmiş

BİR ZAMANLAR HALI SAHAYDI ŞİMDİLERDE KUM SAHA OLDU

Kartal Soğanlık Yeni Mahallede gençlerinin futbol oynaması için yapılan Halı saha şimdilerde kum saha olarak

ÖZEL HALK OTOBÜSLERİ HASTALIK SAÇIYOR

Uzun yıllardır İstanbul trafiğinde hizmet veren çift katlı özel halk otobüsleri hastalık saçıyor.

Kartal’da Feridun Düzağaç Rüzgarı Esti

Kartal Belediyesinin organizasyonluğunda gerçekleştirilen 1 Eylül Dünya Barış Günü Kartal Meydanında Feridun

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL