Kopya çekmek deyince birçoğunuz şöyle bir irkildiniz, biliyorum. Çünkü o çocukluk yaşlarınızda öyle travmalar yaşatmışlar ki size, ismini duyduğunuzda bütün hücreleriniz titredi.
Orta okul ikinci sınıfta matematikten sınava girdik. Öğretmen soruları yazdırdıkça bende bir gülümseme, arkamda oturan arkadaşımda da büyük bir hüzün vardı. Ben soruları biliyordum. O bilmediği için bana; “Biraz yan dur, ben de yazayım,” dedi. Öğretmen bunu duydu. İkimize ikişer tokat, kağıtlarımızı aldı sıfır verdi, sınıftan dışarı attı. Çıkarken de:” Bu sene ikiniz de ağzınızla kuş tutsanız sınıfı geçemezsiniz,” dedi. O sene okul hayatımın tamamı alt üst oldu. Şevkim kırıldı. Okuldan soğudum. Dersleri sevmez oldum. Öğretmene büyük bir kin duymaya başlamıştım. Neyse ki sonra yapılan sınavlardan aldığım notlarla o dersten de geçmiş oldum. Yani “ağzınızla kuş tutma” bir blöftü.
Okul hayatım bitti. Matematik öğretmeni oldum. Öğrencilerimin başarı durumlarını, çalışma sistemlerini hep gözlemlemişimdir. Kopya çekmeye çalışanlara katı davranmadım. Sadece bir bakış yönlendirirdim o kadar.
Matematik dersine çalışmayan bir çocuk, matematikten nasıl kopya çekecek? Sorduğum sorular ne defterde var ne de kitapta. Matematikte çocuğun eline anahtar verilir. Çocuk bu anahtarı kullanarak ilgili kilitleri açar. Bu anahtarlar formüllerdir, kurallardır, tanımlardır, en önemlisi düşünüp muhakeme edebilme yöntemleridir. Sorulan sorularda rakamları değiştirince yeni bir soru elde ediyorsun. Formül, yöntem biliniyorsa soru çözülür.
Amaç öğretmekse, en iyi öğrenme olağanüstü zamanlarda olur. Öğretmenliğimin son on yılında öğrencilerime; defter, kitap veya hazırlanmış kopyalarla sınava girmeyi serbest bıraktım. Tek yasak vardı, birbirlerine bakmayacaklardı. Bu fikrimi onlara açıkladığım sınav öncesi derste sınıfta havaya fırladılar.
Dediğimi uyguladım. Çalışkan öğrenciler ne deftere baktılar ne de kitaba. Çalışkan olmayanlar ise sınavın başından sonuna kadar parmaklarını yalayıp defterlerinden ve kitaplarından soru aradılar, bulamadılar. Az çalışmış olanlar yarım yamalak bildikleri formülleri veya problemin çözme yöntemlerini önceki örneklere bakarak çözdüler, kalıcı olarak daha iyi öğrendiler. Bu durumlarını da hepsi içtenlikle anlattılar.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Arkadaşına bakıp yazmanın dışında, defterden kitaptan kopya çekmek veya kopya hazırlayıp sınava girmek öğrenciyi çalışmaya sevk etmektir. Öğrenci yazarak kopya hazırlıyorsa yazdığı konuyu içtenlikle yaptığı için zaten öğrenmiş oluyor. Sınavda ona bakma gereği duymuyor. Eğer çalışmış olduğu konuyla ilgili bir bölümü veya formülü hatırlamıyorsa, eh bırakın onu da sınavda öğrensin. Bunun öğrenmeye hiçbir zararı yok. İnanın öğrenmeye ve çalışmaya teşviktir. Coğrafyadan, “Akdeniz ovalarının isimlerini yazınız,” gibi bir soru sorulursa bu çalışmaya teşvik olmayacaktır. Öğrenci onu kitabından haritasından bakıp yazabilir. Her öğretmen sorularını öğrenilenleri yorumlayarak cevaplandırılacak biçimde hazırlamalıdır. Böyle olunca kopya sıkıntı olmaktan çıkar. Çalışmaya teşvik haline gelir.
Celil Boz.
(celilboz@yahoo.com)
Eğitimci Sosyolog
23.12.202