Doç. Dr. Nurettin Akçakale

Tarih: 06.04.2023 00:10

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİKLERİMİZ

Facebook Twitter Linked-in

Öğrenilmiş çaresizlik kuramının temeli; kişinin pasifliği, eyleme geçememesi ve yaşamını kontrol edememe duygusunun, kişinin daha önceden kontrol etmeye çalıştığı ama başarılı olamadığı yaşam olayları ve travmalar sonucu ya da daha önceden birilerinin yaşadığı ve ona anlatmanın tesiri ile geliştiği şeklinde olduğu ifade edilmektedir. Öğrenilmiş çaresizliğe akıl tutulması ve bu nedenle de sunulan seçenekleri algılamamak olarak da tanımlanmaktadır.

İlk tayin olduğumuz yeri çevrede daha önce yaşamış birilerine sorduğumuzda muhtemelen alacağımız cevap orda yaşanmaz, şöyle kötü böyle kötü ya da aksi ifadeler olacaktır. Bu tür yanlış bilgilendirmeler edilgen birinde ister istemez bir önyargı oluşmasına neden olur.

Üniversiteye ilk başladığında herkesin ilk işi üst sınıflardaki arkadaşlara derslerin zorluğunu sormak olur. Alınacak cevap ise ekseriyetle dersin zor olduğu ve ne yaparsan yap o dersten geçilemeyeceği yönünde olur. Anlatılanların tesiri ile bu duyan biri derse karşı peşinen yenilgiyi kabul etmiş olur.

Yıllar önce dedelerimizden birinin belki; polis, öğretmen, maliyeci, jandarma ya da ormancı ile başı belaya girmiştir. Onun kendinden sonraki jenerasyona telkini daha sonraları bize kadar gelir. Oysa bize telkinde bulunanın ve bizim yıllarca ne zabıta, jandarma, polis, ormancı, öğretmenle hiç problemimiz olmamıştır. Gene de bu telkinler bizde yersiz bir sosyal fobinin oluşmasına, temkinli davranmaya ve dolayısı ile de güvensizliğe yol açacaktır.

Sosyal fobiden kaynaklanan başarısızlıkla karşılaşan kişi bu durumu bir nedene yükleyecektir. Bu daha sonraki yaşam olaylarına karşı tutumunu da ekiler.

Sosyal fobi (öğrenilmiş çaresizlikler) insanın yapabileceği bazı şeyleri yapamayacağına inanması, bir işi yapmaya teşebbüs ederken cesaretinin kırılması, kişinin başarısız olmasına neden olur.

Kendine güvenini yitirdiği için de gelecekte de o işi başaramaz.

Acaba bizim ya da çocuklarımızın başarısız olmasında:

'Sen bunu yapamazsın.'',

'Bunu başaramazsın.' ,

'Sen kim onu yapmak kim.' ,

'Zaten sen bundan fazla ileri gidemezsin.'

gibi geçmişte söylenen sözlerin, telkinlerin etkili olmamış mıdır, dersiniz. 
Öğrenilmiş çaresizlikleri yenmek için olumsuz düşünen insanları duymamalı, bu şekilde düşünen insanlara kulaklar tıkanmalı ve onlara karşı adeta sağır olunmalıdır.

Çünkü bu düşünceye sahip insanlar çevrelerindeki insanların ümitlerini, hayallerini, gelebilecek başarılarını, kısaca geleceğini çalarlar.  Bu gibi sözler ailede, okulda, işyerinde, hayatın her alanında bizim davranışlarımızı kısıtlar. 

Öğrenilmiş çaresizlikle ilgili olarak hayvanlar üzerinde bilim insanlarınca yapılmış bazı ilginç deneyleri birlikte okumaya ve ardından düşünmeye ne dersiniz?

Pireler;

Bir grup bilim insanı, pireleri kullanarak bir deney yapar. Pirenin ne kadar zıpladığını merak ederek ölçerler ve 50 cm zıpladığını görürler. Ardından pireyi yüksekliği 30 cm olan cam kavanoza koyarlar. Kavanozun ağzını kapatırlar. Kavanozu altından ısıtırlar. Pire ısındıkça can havli ile zıplar ve zıpladıkça kapağa çarpar. Bir süre sonra pire kapağa çarpmamak için 29 santim sıçrar ve düşer. Ama kapağa çarpmaz. Pire bunu alışkanlık haline getirdikten sonra kavanozun kapağını açarlar. Pire kapak açık olduğu halde 29 santimetreden fazla sıçramayı denemez.  Hâlbuki eskiden 50 santimetre sıçrardı. Pire bu deneyle 29 santimetreden fazla sıçrayamayacağını öğrenir ve bu sebeple hiçbir zaman kavanozun dışına çıkmayı başaramaz. Psikologlar öğrenme teorilerinde bu kavrama “öğrenilmiş çaresizlik” diyorlar.

Piranalar;

Bir başka bilim insanı ve araştırma grubu bir deniz akvaryumuna, vahşi bir 'pirana balığı' ile 'uskumru balıklarının” aralarına da bir cam bölme koyar. Pirana balığı uskumrulara saldırmaya başlar, ama aradaki cam bölme buna engel olur. Burnunu defalarca çarptıktan sonra denemekten vazgeçer. Sonra aradaki bölme kaldırılır. Ancak pirana balığı yalnızca bölmenin önceden durduğu yere kadar yüzer ve durur. Bölmenin hâlâ orada olduğunu düşünür. Artık diğer balıkları yiyemeyeceklerini anlamışlar ve balıklara dokunmamışlar. Çünkü köpekbalığı artık çaresizliği öğrenmiştir.  Ve bir müddet sonra da açlıktan ölür.

Maymunlar;

Maymunun en sevdiği yiyeceklerin başında hiç şüphesiz muz gelir. Bir kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. 

Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde, dışarıdan üzerine bir kova soğuk su dökülür. Sadece merdivenleri çıkmaya çalışan maymun değil, diğerleri de bu soğuk sudan nasibini alır. 

Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra unutarak muzlara taraf yeltenen maymun diğerleri tarafından engellenir. 

Daha sonra, maymunlardan biri dışarı alınıp, yerine yeni bir maymun konulur. Kafese yeni alınan maymun ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna engel olurlar. 

Daha da sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve kafese son olarak alınan maymun muzlara ulaşmak için merdivene ilk yaptığı atakta diğer maymunlarca engellenir. 

Sırası ile daha önce suya (şiddete) maruz kalan maymunların tümü değiştirilir. Kafese her alınan yeni maymunun ilk işi muzlara saldırmak ve akıbeti ise diğer maymunlar tarafından engellenilmektir.

Oysa sonradan kafese alınan maymunlar hiçbir şiddete maruz kalmamıştır ve doğrusu yeni gelen maymunları neden engellediklerini dahi bilememektedir. Deney sonunda maymunların tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır ve muzlarla kardeş kardeş aynı kafesi paylaşmaktadırlar.

Kurbağalar;

Günün birinde kurbağalar arasında bir yarış düzenlenir. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmaktır. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanır. Ve yarış başlar. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri, yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inancında değildir. Sadece şu sesler duyulabiliyor:


'Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!' Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışır.

Seyirciler bağırıyorlarmış: '...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..' Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarır. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek ister. Bir kurbağa ona yaklaşır ve sorar bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Kartal Yumurtası;

Avcının biri bir gün dağda bulduğu kartal yumurtasını, eve getirip kuluçkaya yatmış tavuğun altına koyar. Amaç bir de kartalının olmasıdır. Derken 21 gün sonra yumurtadaki civcivlerle birlikte avcının koyduğu yumurtadan da kartal çıkar.

Gel zaman git zaman civcivler büyümeye başlamış. Bizim kartal yavrusu içinden “Ben kartalım” der; fakat kendisiyle alay edilmesinden korktuğu için bu düşüncesini hiç kimseye açamaz. Bir süre sonra köyün üzerinde kartalların dolaştığını görür. Bizim küçük kartal uçan kartalları görünce kardeşlerine:

-“Ben bir kartalım.” der.

Kardeşleri:

 -“Hayır, sen bir tavuksun; çünkü senin annen de kardeşlerin de tavuktur. Hem kartallar dağda yaşar ve havada uçarlar. Sense kümeste yaşayan ve uçmayan bir tavuksun.” derler. Bizim küçük kartal da gücünün farkına varıp uçmayı denemek yerine, bazı insanlar gibi öğrenilmiş çaresizlik içinde etrafın sözüne bakar. “Evet, ben bir tavuğum” diyerek kartal olarak doğduğu bu dünyada tavuk olarak yaşamaya devam eder.

Tıpkı yukarıda verilen örneklerde görüldüğü gibi biz insanlarda birkaç denemeden sonra hedef ve hayallerimizden vazgeçer ve ulaşabileceğimiz başarıya asla ulaşamamaktayız. Oysa yapılması gereken, her denemeden yeni bir şeyler öğrenmek ve kazandığımız tecrübelerle arzuladığımız sonuca ulaşmaktır. Başarmak için çok çalışmalı, asla ertelememeli, üşenmemeli ve vazgeçmemeliyiz.

İçinde çok büyük bir güç (yetenek) olmasına rağmen birçok insan bunun farkına varamadan yitip gitmektedir. Yapılması gereken, bu gücün farkına vararak aşılması gereken engelleri birer birer aşmaya çalışmaktır. Bizi öldürmeyen her şeyin güçlendirdiğini unutmamak gerekir. Gücünün, yeteneklerinin farkında olmayan birinin zaten başarılı olması mümkün değildir.

Sonuç olarak;

Olumsuz düşünen insanları duymayın...

Olumsuz düşünen insanlar olmayın...

Yapabileceğinize inandığınız şeyleri yapmaktan vazgeçmeyin…

İnsanları yapabilecek şeyleri yapmaktan vazgeçirmeyin…

Olumsuz çevre şartlarına rağmen yapabileceklerinizi yapmaya devam edin.

Başarının peşinizden geldiğini göreceksiniz…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —