Celil Boz

Tarih: 28.10.2023 17:49

ATATÜRK SEMALARDA GÜLÜYOR

Facebook Twitter Linked-in

Kolay değil büyük olmak;

Büyüklüğün ölçüsü küçücükken bellidir.

Yaşamın basamaklarında

Baba korumasından mahrum

Kendi işini kendi görmüş özgürce.

 

Öğrenim çağlarında bile başı dik, onurlu;

Kimseye boyun eğmeden

Lüks hayatlara imrenmeden,

Bilgisiyle ön saflarda yerini alırken

Liderliği kimseye bırakmadı.

 

Milletine, halkına aşık insandı.

Tepedekilerin Karun’ca yaşamları

Halkın aç susuz perişanlıkları

Kavuruyordu için için bedenini.

Dur diyen birisi olmalıydı bu kötü gidişe.

 

Yolsuz, susuz, okulsuz köylerde

Zavallı halk perişan,

Evin erkekleri cephelerde yıllarca

Düşman peşine koşmaktan

Karısına çocuğuna anasına hasret,

Ölüp giderken yaban ellerde

Bir künye gelir evine,

Sevgilisinden kalma mendile sarılı.

“Oğlunuz şehit oldu, başınız sağ olsun.”

 

Güç dağları yırtar da

Güçsüzlük yem olmanın belirtisidir.

Fatihin topları dağları alt üst ederken

Çağlar yıkıp çağlar açıyordu.

“Şimdi Osmanlı hasta,” dediler

“Öyleyse yem olmaya hazır

Tırtıklayalım her tarafından.”

 

Önce Başın beyni boşaltılarak

Paylaşım başladı

Sırtlan misali kemikleri kırarak.

Atatürk çıktı sahneye Çanakkale’de

Yumruğu alnına dayadı düşmanın

“Vur!” dedi Mehmetçiğe.

“Bu canlar bedenimizde varken

Geçemezsiniz bu topraklardan.”

 

Oyun dünyası bu dünya ne yazık ki,

Biriler yenilince biz de yenik sayıldık.

Sırtlanlar, Sevr, Mondros gibi anlaşmalar dayattılar.

Dizlerinin bağı çözüldü Atamın.

Bir çıkar yol bulunmalı

Esaret kabul etmeyen bu millete.

Çıktı Samsun’a milletiyle bütünleşerek.

 

Düşman çok büyüktü,

Yedi düvel ve altı yüz yıllık zihniyet.

Yürek oldu yüreklere girdi,

Sevgi oldu gönüllere doldu.

Çıkardı düşmanları yurdumuzdan.

Yanmış yıkılmıştı her şeyimiz ama,

Dimdikti başımız göğsümüz kabarıktı.

 

Meclis koridorlarında muhalif fiskoslar

Atatürk’ün büyümesini hazmedemezler.

Üç ilin milletvekili kanun teklifi hazırlar

Atatürk’ü saf dışı bırakmaktır maksat.

Milletvekili olacaklar:

“Kuvayı Milliye sınırları içinde doğmuş olacaklar,

Aynı yerde beş yıl oturmuş olacaklar.”

 

Çıkar kürsüye Atam üzgün,

“Efendiler:

Milletim adına, İslam adına

Yıllarca savaştım savaş meydanlarında.

Ben bir yerde beş sene oturmuş olsaydım

O savaşları kazanamazdım.

Bu teklifi verenlerin de doğum yerleri

Kuvayı Milliye sınırları dışında olurdu.

Onlar da bugün milletvekili seçilemezlerdi.

Ben bunu size anlatmıyorum,

Ben durumu milletime havale ediyorum,”

Mikrofonu fırlatır çıkar.

 

Anadolu Ajansı durumu radyodan yayınladı.

Anadolu telgraf oldu meclise yağdı.

Meclis başkanı çuvallar dolusu

Telgrafı sürükleyip kürsüye koydu.

İçlerinden bir tanesini çekip okudu:

“Paşam Paşam burası Horasan

Gelesen buradan aday olasan.

Seni mebus yapak

Ankara’ya gönderek.”

 

Önerge geri çekildi,

Kimin çektiği belli olmadı.

Atatürk Bâlâ’dan aday oldu meclise girdi.

Kurtuluş savaşını dayanışma içerisinde

Yürüttüğü arkadaşları bile ona ihanet ettiler.

Saltanat yanlısıydılar, halktan yana değillerdi.

Onun Kral olacağını düşünüyorlardı.

Atatürk Cumhuriyet yanlısıydı.

O halkın yanındaydı.

 

Ezilen uluslara örnek oldu.

Ezilen halkının geleceğine ışık tuttu.

Osmanlıda erkekler, inekler, öküzler

Tüm hayvanlar sayılırken

Kadınlar sayılmıyordu.

Erkekler Asker, hayvanlar vergi mensubuydular.

Kadın insan olduğunu

Bir değer olduğunu Atatürk’le anladı.

 

Tepede yaşayan sultanların

Tanrı armağanı saltanatı yıkıldı.

Cumhuriyeti kurdu,

Dağdaki çoban

Devletin başına yükselme özgürlüğüne kavuştu.

Atatürk insanlara insan olmanın onurunu kazandırdı.

 

Çağdaştı, çağın ilerisinde yaşıyordu.

Gözün gördüğü yeri değil

Dağın ardını görüyordu.

Aydınlıktı kafası

Aydınlattı milletini.

Devrimler yaptı parlattı zihinleri.

 

Milletini kurtardı emici sülüklerin elinden.

Düşman oldu kin beslediler,

Kışkırttılar zavallıları ona karşı.

Güldü geçti kurulan tuzaklara.

O biliyordu ki onlar da kandırılmış.

 

Şimdi bakıyor göklerden.

Görüyor arkasından akan sevgi selini.

Kılıç kuşanmış köhne kafaların

Saldırılarına aldırmadan

 “Yurtta Barış, Dünyada Barış,”

Sözünü fısıldıyor seven gönüllere.

 

Patlayan silahların

Öldürdüğü canlara üzülüp,

“Savaş Mecbur Kalmadıkça Cinayettir,”

Diye haykırıyor muktedirlere.

Anaokulunda çocuklar

Ellerinde bayraklar

Kırmızı beyaz giysiler içinde,

Haykırdıkça Atamızın adını

Gülüyor gökyüzünden dünyaya.

Atılan tohum yeşeriyor toprakta,

Biçiciler ne kadar çok olsa da

Bu sevgi bu tutku yeşerecek gönüllerde.

 

Bir çocuk bağırıyor;

“Hayatta en büyük mürşit ilimdir,” diyen “Atatürk,

Benim ışığımdır, yürüdüğüm yoldur.

Daha iyisi gelmeden

Biz bu yoldan ayrılmayız!”

Sevindi Atatürk göklerde

Güler yüzlü sevecen.

Celil Boz  (celilboz@yahoo.com)

Eğitimci Sosyolog

28/10/2023


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —